İBRADALI İBRAHİM HAYRETTİN EFENDİDEN BİR MEKTUP VAR

25 Nisan 1915 yılında, sabah 4.30 da karaya çıkartma yapan Anzac birliklerini ilk karşılayan kıyıda gözetleme görevi ifa eden 27 Alayın 2 taburuna bağlı askerlerimiz vardı. Bunlardan biriside Alayın 2. Taburunun 4. Bölük 1. Takım Kumandanı İbradalı İbrahim Hayrettin Efendiydi, kendisi Balıkçı damları mevkiinde takımıyla birlikte konuşlanmış ve karaya filikalarla yaklaşmakta olan düşman birliklerinin ateş hattına girmesini bekliyordu. Bir süre bekledikden sonra ateş hattına giren düşmana ilk mermiler İbradalı ve onun takımındaki askerlerinden gelmeye başladı. Düşmanın beklemediği bu  mukavemet ,düşmanı şaşırttı, panikletti pek çoğu o saatler içinde daha karaya bile adım atamadan denizle atladılar bir kısmıda İbradalı ve takımının mermilerine hedef olmuştu. ilerleyen saatlerde cephanesi tükenen takım yardım gelmeyince geriye çekilmek zorunda kaldı. arkasından karaya çıkan Anzac birlikleri üç koldan arıburnu sırtlarına tırmanışa geçtiler, bunlardan n solda Anzac ların 11 taburu vardı başlarında Yüzbaşı Tulloch komuta ediyordu işte bu 11 Anzac taburu İbradalı İbrahim Hayrettin efendi ve onun takımının hemen arkasından ilerliyordu nihayetinde İbrahim efendi ve takımı Düztepe mevkiiine kadar geldi ve burada Yarbay Mustafa Kemal ile karşılaştı , Mustafa Kemalin kendisi ve takımına verdiği emir daha sonra cereyan edecek olan muharebelerde bir dönüm noktası oldu süngü takarak yere yatmalarını emreden Mustafa Kemal daha sonra ''savaşı kazandığımız an o andı'' demekeydi.

Yukarıdaki mektup 1934 yılının Haziran ayında İbradalı İbrahim Hayrettin Efendinin, o zamanki 27 Alay komutanı Mehmet Şefik Bey için kaleme aldığı anı tazeleme babından, günümüzde onların çektikleri sıkıntıları anlamamız için önemli bir kaynaktır.

Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Saygı ve minnetle...

 

İstanbul Taksim’de Müteakip Miralay Şefik Bey Efendi!
Konya
26.06.1934
Pek muhterem ve yüksek kumandanım efendim,
Çanakkale Arıburnu ihracının birinci günü verdiğimiz muharebenin suret-i cereyanı hakkında görüp bildiklerimin yazılmasına dair olan emirnamenizi aldım. Lütfen ve tenezzülen hakkımda ibraz buyrulduğunuz teveccühünüze arz-ı şükran eylerim. Emr-i aliniz mucibince harbin cereyanını aşağıda anlatılacağı üzere mevad ile yazıyorum. 
Arıburnu şark-ı şimalisinde ve Balıkçı damları ve Ağıldere’de 3 km genişlik ve sahil cephesinin tarassud ve muhafazasına 27. Alayın 2. Taburunun 4. Bölük 1. Takım Kumandanı sıfatıyla ve 90 silahlı askerimle memur edilmiştim. 
Takımın kısm-ı küllisi, Arıburnu’nun 2000 m. Şark-ı şimalinde Ağıldere’deki siperler gerisinde, bir manga Ağıldere’nin 1300 m. Şimalinde Azmak civarında ve diğer manga, siperlerimizin 500 m cenubunda, balıkçı damları civarında bulunuyordu. 
Ve her iki manga ile de aradaki devriye postalarla irtibat tesis ediliyor, Balıkçı Damları mevkiinde bulunan mangadan çıkarılan devriyeler vasıtasıyla da Arıburnun’ daki bölüğümüzün takımlarıyla irtibat tesis edilmekteydi. Sahilin tarassudu; gündüz siperlerde bulunduğum kuvvetlerimle gece kapalı havalarda sahile kadar nöbetçi ikamesi ve devriye postalarıyla yapılıyordu. 
?İhraç: 25 Nisan 1915 Pazar günü sabahı 03:00’da düşman askerlerinin Arıburnu istikametinde düşman askerlerinin ilerlediğini gördüm ve takımıma siperleri işgal emri verdim. Düşman gemileri görülüyordu durumu beklemeye başladık. Arıburnu’nda muharebe şiddetle devam ediyordu.
?04:25’te karanlık zail olmaya başlayınca Arıburnu istikametinde yüzlerce sandal, romörkör ve istimbotların çıkması, asker ve zabitanın sahile tekarrup etmekte olduğu görülüyordu. Silah sesleri olanca şiddetiyle devam ediyordu. Mesafenin hala 2000 m uzakta olmasından ateşe iştirak edemiyor ve hava sahasında göremiyorduk.
?04:45 toplarımız düşmana ateş açtı. Bu arada sandallardan bir kısmının Arıburnu altındaki koya doğru sokulmaya başladığını görünce 1200 metre nişangah ateş emrini verdim. Denizden bize de makineli tüfek ateşi başladı. Fakat tesirsizdi. Çünkü sahile yanaşan birçok kayıktan hiçbir nefer çıkmıyor hayat eseri de göstermiyordu.
Tüfeklerimiz birer makineli gibi işliyordu. Mesafe de 400 m.ye kadar düştüğünden mermilerimizde isabet fazla idi. Bigalı (isimlerini hatırlayamadığım) iki neferin attığı bombalarda düşmana isabet ettiler. Arıburnu’nda muharebe olanca şiddetiyle devam ediyordu. Nihayet 1+1 sandalları yükselmeye başladığında bölüğümüzün düşmanla süngü süngüye geldiğini anladık. Bazı neferler tüfeklerinin ahşap kısmı tutuştuğundan şikayet ediyordu.
Sahilimizin kumları düşman askerine mezar oldu. İngiliz cesetleriyle topraklarımız görülmez bir hale gelmiş ve askeri mevcudunun birkaç misli düşman telef etmişti ki, cephanemizde de müdafa-yı nefs etmeyecek miktara düşmüştü. Düşmanın hedefi Cokbayırı ve Kocaçimen tepesini işgal etmesi kavviyen melhuz etti ki, bu esnada Conkbayırı’na karara vermekten başka çare kalmamıştı.[1]
Conkbayırı’na çıkma kararı salifül- veche esbab ve durub-ul hadis askeriye üzerine Conkbayırı’na çıkılıp düşmana orayı asla bırakmamayı, taka-ı işgali elzem olduğu kanaati edindikten sonra askere siperleri terk emri verdiğimde, esbabını anladığım siperlerini terke muvaffak etmediklerini kayda mecburum. 
Cephedeki düşmandan bir lahza görmenize ve münazaran çekilerek kablez- zeval 06: 05’te Conkbayırı’nı işgal ettim. Ve orada Bölük 2 takımından yine birkaç manga kuvvetini takım iltihak etti. 

Arıburnu ve bölüğün vazifeli neferlerimden aldığım izahattan Yüzbaşı Faik Bey’in ve 2. Takım Kumandanı muvazzaf Mülazımsani Muharrem Efendi’nin yaralandığını, 3. Takım Kumandanı Gelibolu Başçavuş Süleyman Efendi’nin üç yerinden ağır yara aldığını bölük efrat-ı bakiyesinin kamilen şehit düştüklerini anladım. 
İltihak eden neferler de bu cenaha fazla cephaneyi, neferlerime taksim edip, bölüğün safahat-ı harbini bulunduğum mevkii havi bir raporu Gelibolulu İsmailoğlu Cemil ile gönderip elimdeki kuvvetten iki mangayı bir çavuş kumandasında Ağıldere istikametinden gelen yolları tarassud ve setr etmesi amacıyla sağ cenahım gerisine ve birer manga kuvveti de sol cenahım ve Kabatepe istikametine gönderildikten sonra kalan mevcutla Arıburnu’nda bulunan düşmana taarruz gösterisi yapıp birkaç yüz metre ilerledikten sonra 800 metreden düşmana ateş açtım ve Conkbayırı istikametine ilerlemek isteyen düşmanı tevkif ettik. 
Bir müddet düşmanı bu suretle meşgul ettikten sonra Kabatepe gerilerinden 27. Alayın ihtiyat taburlarının peyderpey seri adımlarla ilerlediğini gördük. Az müddet zarfında taburlar cepheye yerleşti ve sol cenahımdan Kanlısırt istikametine düşmana taarruz etti. Şiddetli muharebeler başladı. Düşman çekilmeye, müdafaaya ve vaziyet almaya mecbur oldu.
Ben de elimdeki kuvvetle düşmanı meşgul ediyor ve Conkbayırı yolunu kapatmakla müdafaada kalıyordum. Muharebe bu suretle birkaç saat devam etti. Ve bu esnada arkamıza bir cebel topumuzun geldiğini üzerimizden aşırdığı mermilerden anladık. Bu dakikaya kadar yalnız düşmana top siperleri ateşliyor ve bunlara dört saat kadar tüfeklerimiz süngülerle mukabele ediyorduk. Topumuzun gelmesi diğer ihtiyat kuvvetlerinin de gelmesi ni teşyid ettiğinden maneviyatımızı bir kat daha arttırdı. Bu esnada harbin başladığından 4 saat sonra 57. Alay 3. Taburu yetişti ve avcı hattımızı takviye etti. 1. Bölüğün nişangahını verdim, mevcudumu ve cephanemin azlığını bölük kumandanına malumat verdim.
Geride bu taburu ikmal etmemi tesviye ettiler, cephane için müracaat ettiğim taburun levazım kumandanı benden senet istediler. Senedi yazmak üzere iken Conkbayırı’na çıktığımda, kendisiyle rapor gönderdiğim nefer Cemil avdetle raporunu 27. Alayı Kumandanına (Zat-i Alinize) verdiğimi ve cephanenizden ve mevkii muhafaza etmeyi istemiş emir buyrulduğunu tebellüğ etti.
57. Alayın 1. Taburundan cephane almamıza lüzum kalmadığından, getirilen cephaneyi askerlere tevzii ettim. 57. Alay Kumandanı’ndan aldığım bir emirle takımımla, topçu muhafızı olarak bırakıldım. 
Mezkur alayın 3. Taburu bütün mevcuduyla harbe girdi ve taarruza başladı.[1]
Düşmanın denizden ağır topları ve karaya çıkardığı makineli tüfekleri mütemadiyen işliyordu ve her tarafta kanlı muharebeler saatlerce devam ediyordu. Adım adım askerlerimiz ilerlemekte idi.
19:10’da Conkbayırı’ndaki topçu mevkiine 19. fırka Kumandanı Mustafa Kemal Bey geldi. Kıta ve vaziyeti sordular. Topçu muhafızı olarak bulunduğumu söyledim. “Gerilerden asker geliyor, topçu muhafızına lüzum yok, ileri hatta cephane alıp siz de iltihak ediniz, taarruza teşdit etsinler, bu akşam düşmana (herhalde) denize dökülmeleri emrini ileri hatta tebliğ ediniz” emrini verdiler. 
Kuvvetle hareket edip ilk tesadüf ettiğim 57. Alay 12. Bölük Kumandanı’na fırka emrini tebliğ ettim. O da tahriren ileri hatta bildirdi. Taarruza teşdit ettik. İngiliz cesetleriyle dolu birkaç avcı hattı geçtik. Düşmanın karaya çıkardığı fazla miktardaki makineli tüfekleri, denizden gemi topları ile avcı hattını parçalamıştı. 
Hayli telefat vermemize rağmen yine ilerliyorduk. 
Ve düşmanın denize dökülmesine bir şey kalmamıştı bir taraftan arızalı ve fundalıklı mıntıkaya girmemiz, diğer taraftan gecenin başladığından beri her iki taraf muharebelerde bulundukları yerde kalmaya mecbur oldu. Fakat düşman gece ya sağımızdan korktuğundan tüfekle ve makineli tüfeklerini sabaha kadar ateşledi. Ateş bazen pek şiddetli ve bütün cepheye sirayet ediyor, saatlerce boş yere cephane sarf ediliyordu. 
Bu minval üzere geçirdikten sonra sabah yine taarruza başladık. İltihak ettiğim 57. Alay 12. Bölük’ün bütün zabitanı yaralanmıştı. 3. Tabur kumandanının emriyle bölüğümün kumandasını deruhte ettim. Tekrar taarruz etmeye başladık. Fakat yine taarruza halel gelmiyordu. Tekrar taarruza kalkmıştık ki, denizden atılan ağır bir top misketleriyle tepemden yaralanıp harp hattının dışında kaldım. Kocadere köyündeki, sargı mahalline götürülüp, yaram sarıldıktan sonra Maydos’a, Biga ve İstanbul harp hastanelerinde 4 ay tedavimden sonra tekrar kıtama 27. Alaya iltihak ettim. Yaralı olarak iltihakımdan sonra takım neferlerinden yapılan tahkikatta görevimi iyi yaptığım anlaşılmış olmalı ki fevkalade bir rütbe terfii ve göğsüme liyakat madalyasıyla taltif olundum. 

Yaralı iken alayımın cephesini ziyaret eden Mustafa Kemal Bey her defasında bendenizi sormak ve görmek istemiş olduğunu haber aldım. Kemalyeri’ndeki karargahına birkaç defa gitmiş isem de karşılaşma şerefine mazhar olamadım. İkinci bir yara ile tekrar ayrıldığımdan Çanakkale’ye dönüp düşmanın çekildiklerini görmedim.
İngiliz harp tarihi ihraç esnasının Ağıldere’de siperlerimize 40 neferle darben gireceklerini ve bizi kaçırdıkların tazyikli yazılarını külliyen ret ederim. Dünyanın en mükemmel harp vasıtalarına ve faik kuvvetlerine malik olmalarına rağmen ve her türlü vesaitten mahrum bir avuç Türk kahramanının karşısında gösterdikleri aczi setr etmek, harekatımızı tenkit ve tevzik edecek bir noktayı tutmak zaruretini olduğunu kabul ediyorum. Böyle asil ve cedir bir milletin resmi harp tarihleri ve harp kaynaklarının aslına uygun bir tarzda yazılmış olmasını görmek isteriz.
Salif-ül Veche: Burada Türk kahramanlarının yaptığı dürüst ve tarafsızca yazılmış olup daha bunlara ilave edilecek birçok kahramanlıkların bulunduğu malum-u alilerinizdir.
Hilaf-ı hakikat veya mübalağalı bir harf bile yazmadığımı hassaten kaydederim. Sualinize anlayabildiğim kadar cevap verebildiğimi arz ile derin saygılarımı sunarım. Yüksek kumandanım efendim.
Akseki Kazası’nın İbradı Nahiyesi
(27. Alay 2. Tabur 4. Bölük 1. Takım)
Evsat Mahallesi Ağazade Sadık Efendi oğlu
İhtiyat Mülazım-ı Evveli İbrahim Hayrettin
Halen Konya’da;
Emrinize vecihle bölük kumandanım Yüzbaşı Faik Bey hattıyla yazılmış ve imzalı raporunu lütfen takdim ediyorum. Tarih-i harbe ait elimde kalan yegane kıymetli vesika bundan ibarettir.

 

kaynak: A.Muhteşem Ağıldere